Kemalizm’in Müslüman Ülkelerdeki Modernleşme sürecine Etkisi

Taha BİLİRLİ

Kemalist idealin sınırları aşan etkisi Mustafa Kemal Atatürk’ün fikirlerini benimseyen, bu düşünceler üzerine yeni fikirler üreten ve bu mirası ileriye taşımayı amaçlayan kişileri “Kemalist” veya “Atatürkçü” olarak tanımlıyoruz. Tarihsel kökenine baktığımızda, “Kemalist” ifadesi başlangıçta İngilizler tarafından Anadolu’daki milli direnişe katılanları tanımlamak için kullanılan dışsal bir isimlendirmeydi. Ancak zamanla bu kavram, bir milletin küllerinden doğuşunu ve modernleşme ülküsünü simgeleyen evrensel bir kimliğe dönüştü.

Peki, Atatürkçülük sadece Türklerle mi sınırlıydı? Bu sorunun cevabı Milli Mücadele yıllarında gizlidir. Ankara Hükümeti’ne maddi ve manevi destek sağlayan Hint Müslümanları, 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet’in ilanı ve sonrasındaki reformlarla birlikte fikri bir bölünme yaşamışlardır. Bir kesim, Hilafet’in kaldırılmasını geleneksel bir kopuş olarak görüp eleştirirken; diğer bir kesim Atatürk devrimlerinin sadece Türkiye’yi değil, tüm mazlum milletleri ileriye taşıyacak yegâne yol olduğunu savunmuştur. Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk, sadece Doğu’da değil, Batı’da da hayranlık uyandırmış; hatta dönemin otoriter liderleri bile onu “karanlıktaki bir yıldız” olarak nitelendirmekten kendilerini alamamışlardır. Ancak Mustafa Kemal Atatürk’ün asıl dönüştürücü gücü, Orta Doğu ve İslam dünyasındaki bağımsızlık hareketlerinde kendini göstermiştir. Mutafa Kemal Atatürk reformlarının amacı ve felsefesi 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet’in ilanıyla başlayan süreç, sadece bir rejim değişikliği değil, bir zihniyet devrimidir. Kastamonu’da yaptığı bir konuşmada bu durumu şöyle özetler: “Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz devrimlerin amacı, Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen çağdaş ve bütün anlam ve biçimiyle uygar bir toplum haline getirmektir.” Bu doğrultuda; 1924 yılında Hilafet’in kaldırılması, Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile eğitimde birliğin sağlanması, kadınlara seçme ve seçilme hakkının verilmesi ve hukuk sisteminin laikleştirilmesi gibi adımlar atılmıştır. Mustafa Kemal Atatürk’ün modernleşme anlayışı, Osmanlı’nın son dönemindeki “sadece mimariyi ve şekli taklit eden” anlayıştan temelden ayrılır. O, Batı’nın bilimini ve sanatını Türk kültürüyle harmanlayarak milli bir sentez oluşturmayı hedeflemiştir. Özellikle laiklik ilkesi, modern bir devlet yapısının temel taşı olarak sunulmuştur. Bu reformlar, emperyalist güçlerin sömürgesi altındaki milletler için “yenilmez” sanılan Batı’ya karşı kazanılmış bir zaferin ve modernleşmenin mümkün olduğunun kanıtı olmuştur.

Bölgesel etkilere baktığımızda İran, Afganistan ve Irak Örneği 1. İran’da Rıza Şah Pehlevi Dönemi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün reformlarından en doğrudan etkilenen liderlerden biri İran Şahı Rıza Pehlevi’dir. 1925 yılında yönetime gelen Pehlevi, 1934 yılındaki 27 günlük Türkiye ziyaretinde gördüklerinden derinden etkilenmiştir. Ülkesine döndüğünde; kılık kıyafet düzenlemeleri, üniversite reformları ve kadın hakları konusunda adımlar atarak “İran’ın Atatürk’ü” olmayı hedeflemiştir. Ancak İran’daki güçlü ulema (mollalar) sınıfının direnci ve İngiliz baskısı nedeniyle Cumhuriyet rejimine geçmeyi başaramamıştır. Nihayetinde, II. Dünya Savaşı konjonktüründe dış müdahalelerle tahtını kaybetmiş, hayal ettiği tam modernleşmeyi gerçekleştirememiştir. 2. Afganistan ve Emanullah Han’ın Trajik Çabası Afganistan Kralı Emanullah Han, Mustafa Kemal Atatürk’ü rol model alan bir diğer liderdir. Türkiye ziyareti sırasında gördüğü laik ve modern devlet yapısını Afganistan’a taşımak istemiştir. Eşi Kraliçe Süreyya ile birlikte kadın hakları ve eğitim alanında cesur adımlar atmıştır ancak Mustafa Kemal Atatürk, Emanullah Han’ı ordusunu güçlendirmesi ve iç dinamiklere karşı dikkatli olması konusunda bizzat uyarmıştır: “Aziz kardeşim, arkana baktığın yok; Afganistan’ın hali pek naziktir, bunu bir an bile aklından çıkarma.” Atatürk’ün bu öngörüsü maalesef gerçekleşmiş; orduyu modernleştirmeyen ve radikal unsurların isyanıyla karşılaşan Emanullah Han, ülkesini terk etmek zorunda kalmıştır. 3. Irak ve Modernleşme Sancıları Irak’ta Kral I. Faysal, Türk Kurtuluş Savaşı’nı yakından izlemiş bir liderdir. Türkiye’ye yaptığı ziyaretlerde gördüğü disiplin ve kalkınma hamlelerini örnek alarak Irak ordusunu ve ekonomisini modernize etmeye çalışmıştır. Fakat İngiliz mandasının yoğun baskısı, reformların toplumsal tabana yayılmasını ve siyasi bir devrime dönüşmesini engellemiştir. Mısır: Nasır ve Arap Dünyasında Kemalizm Yankıları 1952 yılında Mısır’da gerçekleşen Hür Subaylar Darbesi ve Cemal Abdünnasır’ın iktidarı, Atatürk modelinin Arap dünyasındaki en güçlü yansımalarından biridir. Nasır, Mısır Askeri Akademisi’nde Atatürk’ün askeri ve siyasi dehasını inceleyerek yetişmiştir. Cumhuriyet’in ilanı, sanayileşme hamleleri ve kadın hakları konusundaki adımları Mustafa Kemal Atatürk ile büyük benzerlikler gösterir. Her ne kadar Nasır “Pan-Arabizm” ve “Arap Sosyalizmi” gibi farklı kulvarlara kaysa da, pek çok tarihçi tarafından “Arapların Atatürk’ü” olarak anılmıştır. Sonuç: “Ataşark” Olarak Atatürk Atatürk’ün gerçekleştirdiği devrimler, sadece sınırları belli bir coğrafyanın değil, tüm mazlum milletlerin ortak mirası haline gelmiştir. Onu taklit etmeye çalışan liderlerin bir kısmının başarısız olma sebebi, Atatürk’ün aksine ordusuna tam hakim olamamaları veya toplumsal dinamikleri laiklik ekseninde dönüştürecek stratejik sabra sahip olmamalarıdır. 1935 yılında İstanbul’da toplanan Uluslararası Kadınlar Birliği Kongresi’nde Mısır delegesi Sitti Şaravi’nin şu sözleri, konuyu en güzel şekilde özetlemektedir: “Siz ona Atatürk (Türklerin Atası) diyorsunuz; biz ise ona Ataşark (Şarkın/Doğu’nun Atası) diyoruz.” Bu ifade, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün fikirlerinin evrenselliğinin ve sömürgeciliğe karşı duran her milletin gönlünde kurduğu tahtın en somut kanıtıdır.