Türk Tarihçiliğinin Cesur Sesi: Necip Hablemitoğlu

Fatma YILDIZ

Necip Hablemitoğlu, Türkiye’nin yakın tarihine damga vuran aydınlarından biri olarak fikirleri, yazıları ve hayatı boyunca savunduğu değerlerle toplumda derin izler bırakmış bir isimdir. Hem akademik hem de entelektüel birikimiyle dikkat çeken Hablemitoğlu, özellikle tarih, siyaset ve toplumsal meselelerdeki cesur duruşuyla hatırlanmaktadır. Türk tarihçi, yazar ve akademisyen olarak, özellikle Türkiye’nin milli bağımsızlık mücadelesine ve laiklik ilkesine verdiği önemle tanınan bir aydındır. Hayatı boyunca Kemalist ideolojiyi savunan ve bu çerçevede siyasi, kültürel ve toplumsal meselelerde cesur analizler yapan Hablemitoğlu, ele aldığı konular ve ortaya koyduğu tezlerle dikkat çekmiştir. Necip Hablemitoğlu’nun Kemalizm’e bakış açısı, Atatürk’ün ilke ve inkılaplarını bir rehber olarak benimsemesi, onları yalnızca tarihsel bir dönemle sınırlamayıp günümüz meselelerine çözüm sunan bir ideoloji olarak görmesiyle şekillenmiştir. Hablemitoğlu, özellikle bağımsızlık, laiklik, ulusal egemenlik ve anti-emperyalizm ilkelerini vurgulamış, bu değerlerin Türkiye’nin geleceği için vazgeçilmez olduğunu savunmuştur.

Laikliği Türkiye Cumhuriyeti’nin modernleşmesinin ve toplumsal barışın temel taşı olarak görüyordu. Din temelli bir siyaset anlayışına karşı çıkmış, laiklik ilkesinin çağdaş bir toplum inşa etmenin anahtarı olduğunu savunmuştur. Hablemitoğlu, Kemalizmin anti-emperyalist duruşuna büyük önem vermiştir. Türkiye’nin dış müdahalelerden korunmasını, ulusal egemenliğin sürdürülmesinin bir şartı olarak görmüş ve yabancı vakıflar, uluslararası kuruluşlar gibi yapıların bağımsızlık üzerindeki olumsuz etkilerini eleştirmiştir. Atatürk’ün eğitime verdiği önemi benimseyen Hablemitoğlu, laik ve bilimsel eğitim sisteminin korunmasını ve geliştirilmesini savunmuştur. Ona göre, ancak nitelikli bir eğitim sistemiyle toplumsal kalkınma sağlanabilir ve Kemalist değerler yeni nesillere aktarılabilirdi. Türk diline, kültürüne ve tarihine duyduğu bağlılık, bu milliyetçilik anlayışının bir yansımasıdır demiştir.

28 Kasım 1954 tarihinde Ankara’da doğan Hablemitoğlu lisans eğitimini 1977 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinde tamamlamıştır. Aynı yıllarda “Dilde Fikirde İş’te Birlik” adlı aylık bir dergi çıkarmış, 1970’li yılların sonlarında Kültür Bakanlığında Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri olarak çalışmış 1980’li yıllarda ise Turizm Bakanlığında Basın Müşaviri olarak görev yapmıştır. Bu görevleri sırasında kamu kurumlarının halkla ilişkiler faaliyetlerini yürütmüş ve kültür-sanat etkinliklerinin tanıtılmasında rol almıştır. Hablemitoğlu’nun, bu dönemlerde kazandığı deneyimler, sonraki yıllarda akademik çalışmalarında ve yazılarında devlet yapısını ve kamu yönetimini eleştirel bir gözle ele almasına katkı sağlamıştır. Daha sonra yine Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Enstitüsünde doktorasını yaparak tarih alanında uzmanlaşmıştır. Necip Hablemitoğlu, ulusal bağımsızlık, laiklik ve Türkiye’nin jeopolitik meseleleri üzerine yaptığı çalışmalarla tanınmıştır. Akademik kariyerinde özellikle Türk-Alman ilişkileri, azınlık politikaları ve uluslararası vakıfların Türkiye üzerindeki etkileri üzerine yoğunlaşmıştır. 1995-1996 yılları arasında Birleşmiş Milletler Örgütü ‘nün bir projesinde (UNDP) görev alarak Moldova’da Gagauz Türkleri’nin Latin alfabesine geçişi ile ilgili olarak danışmanlık hizmeti vermiştir. Buradaki görevi sırasında, Cumhuriyet döneminin başında bölgede Atatürk tarafından görevlendirilen öğretmenlerin bulunduğunu belirleyerek, bu öğretmenlerin bugün yaşayan öğrencilerinin anılarını derledi ve bir kısmını “Kemal’in Öğretmenleri” başlığı ile yayımladı. Hablemitoğlu’nun “Kemal’in Öğretmenleri” başlıklı yazısı, Mustafa Kemal Atatürk’ün fikir dünyasını şekillendiren, ona rehberlik eden öğretmenleri ve eğitim sisteminin onun liderliğine olan etkisini ele almaktadır. Bu yazıda Hablemitoğlu, Atatürk’ün eğitim aldığı dönemdeki öğretmenlerinden ve onların Atatürk’ün düşünce yapısına kazandırdığı değerlerden bahseder. Necip Hablemitoğlu’nun ilk kitabı, II. Dünya Savaşı sırasında Sovyet Rusya tarafından Kırım Türklerinin kendi topraklarından zorunlu göç ettirilişini anlatan ve 1974 yılında yayımlanan “Yüzbinlerin Sürgünü” adlı eserdir. En son emniyet ve istihbarat birimleri içindeki fethullahçı yapılanmayı ortaya çıkaran ”Köstebek” adlı bir kitap yazmış ve bastıramamıştır. Diğer önemli eserleri arasında şunlar yer almaktadır.
“Çarlık Rusyası’nda Türk Kongreleri (1905-1917)”: Çarlık Rusyası döneminde Türk topluluklarının bir araya gelerek düzenlediği kongreleri ve bu kongrelerin Türk dünyası için önemini ele almıştır.

“Şefika Gaspıralı ve Rusya’da Türk Kadın Hareketi (1893-1920)”: Türk kadın hareketinin öncülerinden biri olan Şefika Gaspıralı’nın hayatını ve Rusya’daki Türk kadınlarının hak mücadelesini anlatmıştır.

“Alman Vakıfları ve Bergama Dosyası”: Türkiye’deki yabancı vakıfların faaliyetlerini ve bu faaliyetlerin ulusal bağımsızlık üzerindeki etkilerini eleştirel bir bakışla incelemiştir.

“Kırım’da Türk Soykırımı”: Kırım Türklerine yönelik baskı, zulüm ve soykırım politikalarını detaylı bir şekilde analiz etmiştir.

Hablemitoğlu, çalışma alanına ilişkin Türkiye’ de ve yabancı ülkelerde sempozyum, panel gibi toplantılarda sayısız konferanslar verdi, çeşitli televizyon ve radyo programlarına katıldı. Siyasal İslam ve İslamcı terör örgütlerinin Türkiye’ deki yapılanmalarına ilişkin araştırmalarıyla tanınan Hablemitoğlu, Alman Vakıfları ile Avrupa Birliği Uyum Yasaları içinde yer alan vakıflar yasası konularında çeşitli araştırmaları da bulunuyordu. Çalışma alanına ilişkin çok sayıda kitap ve makalesi bulunan Hablemitoğlu, Ankara Üniversitesi’nde Doktor Öğretim Görevlisi olarak Atatürk İlkeleri ve Devrim Tarihi dersini veriyordu.

Dr. Necip Hablemitoğlu Alman vakıflarının Türkiye’ de yasal olmayan çalışmalar yaptığını, etnik ve mezhepsel ayrılıkları körüklediğini de öne sürüyordu. Söz konusu vakıfların gelir kaynaklarının %90’ından fazlasının Alman devleti tarafından karşılandığını savunan Hablemitoğlu, Ağustos 2001’de yayınladığı “Alman Vakıfları ve Bergama Dosyası” adlı kitabında bu konular üzerinde durmuştur.

18 Aralık 2002’de Ankara’daki evinin önünde uğradığı suikast sonucu hayatını kaybeden Hablemitoğlu’nun ölümü, Türkiye’de hâlâ aydınlatılamamış faili meçhul cinayetler arasında yer almaktadır.

Üniversiteden çıktıktan sonra evinin yakınındaki alışveriş merkezine uğrayıp, saat 20.30 sıralarında Çankaya Portakal Çiçeği Sokak, 40 numaradaki evinin önüne gelen Hablemitoğlu, park yerinde kendisine ait 06 TF 647 plakalı araçtan indiği sırada silahlı saldırıya uğradı. Saldırgan ya da saldırganlar karanlıktan yararlanarak kaçarken silahla başına iki el ateş edilen Hablemitoğlu olay yerinde yaşamını yitirdi.

Dr. Hablemitoğlu’na yönelik saldırı, tüm yurtta büyük tepki yarattı. Olay, sevenleri, meslektaşları, üniversiteler, sivil toplum örgütleri, siyasi partiler, yargı ve emniyet yetkililerince kınandı. Emniyet birimleri, Hablemitoğlu suikastının işleniş biçimiyle Profesör Muammer Aksoy cinayetiyle de benzerlik taşıdığına işaret ettiler. Aksoy, 31 Ocak 1990 günü saat 19.05’te Ankara Bahçelievlerdeki evinin önünde öldürülmüş, suikastın ardından kanıt olarak sadece üç adet kovana ulaşılabilmişti.

Hablemitoğlu’nun ailesini ziyaret eden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, siyasi cinayetlerin yeniden başlamasından endişe duyduğunu belirterek “Buna karşı milletçe gerekli önlemleri almamız lazım. Evvela yılgınlığa kapılmamamız lazım. Türkiye, fedakar bir evladını kaybetti, ancak hedeflenen Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı laik, demokratik Cumhuriyet, sonsuza kadar yaşatılacaktır” dedi.

ADD Genel Başkanı Halil İbrahim Şahin, yaptığı açıklamada şu değerlendirmelerde bulundu. “Saldırı devletimize, Atatürkçü düşün sistemine, laik ve demokratik Cumhuriyetimize yapılan bir saldırıdır. İç ve dış hıyanet odaklarının tetikçileri tarafından kurşunlanarak öldürülmüştür. Bu durum, Atatürk Cumhuriyeti’ ne karşı atılan tohumların boy veren kara ürünleridir. Devlet kesin olarak Atatürkçü çizgide refleksini göstermelidir. Bu refleks gerek cenaze töreninde gerekse suçluların yakalanmasında ulusa güven vermelidir. Bu hunharca cinayetler son bulmalıdır.”

Uğradığı bombalı saldırı sonucu hayatını kaybeden gazeteci-yazar Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı’nın eşi Nilüfer Kışlalı, Necip Hablemitoğlu cinayetiyle ilgili olarak, “Aynı filmin değişik senaryosunu izliyor gibiyim” dedi. Hablemitoğlu’nun evine gelerek, ailesine başsağlığı ziyareti yapan Nilüfer Kışlalı, Hablemitoğlu ailesiyle daha önce tanışmadıklarını, ancak eşi Şengül Hablemitoğlu ile aynı acıyı paylaştığı için bir yardımı olabileceğini düşünerek ziyarete gelmek istediğini belirtti. Kışlalı, Hablemitoğlu’nun ailesini kendisine çok yakın hissettiğini ifade ederek, “Anlayabiliyorum çünkü bir tabir vardır; damdan düşenin halini, damdan düşen anlar,” dedi. Bir soru üzerine, faillerin yakalanacağına inandığını belirten Kışlalı, “Burası hukuk devleti. İnanmak zorundayız. Başka çıkış yolumuz yok. İnşallah yakalanır, inşallah bu da son olur ve böyle durumlar için bir daha ziyaret yapmam,” şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanı Sezer, TÜBİTAK’ta katıldığı törenin ardından gazetecilerin Hablemitoğlu suikastını anımsatmaları üzerine, “Hablemitoğlu’nun düşüncesi, kimliği belli. Tabii ben de ona karşı yapılan saldırıyı şiddetle kınıyorum, lanetliyorum. Umuyorum ki, saldırganlar kısa sürede yakalanarak adalete teslim edilecektir. Bunun kötü günlerin başlangıcı olmamasını diliyorum. Bu bir terör eylemi, belli. Bu siyasi suç diye düşünüyorum” dedi.

Alman basını Dr. Necip Hablemitoğlu’ nun bir suikasta kurban gitmesine geniş yer verdi. Almanya’nın başkenti Berlin’de yayınlanan “Der Tagesspiegel” gazetesi, Hablemitoğlu’ nun Türkiye’ de faaliyet gösteren Alman vakıflarıyla ilgili araştırmaları bulunduğuna yer verdi.
Evinin önüne gelerek, öldürüldüğü noktaya karanfiller bırakan CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, “Ülkemizin etrafında büyük tuzaklar var. Bu tuzaklardan geçebilmek için olağanüstü bir duyarlılığa ve dikkate ihtiyaç var. Bunun arkasında kimlerin olduğu güvenilir biçimde ortaya konulmalıdır. Türkiye, bir korku, telaş ve karanlıkta birbirini suçlayan insanların ülkesi haline dönüştürülmemelidir” diye konuştu. Hablemitoğlu’nun öğrencileri ise tepkilerini yaptıkları gösterilerle dile getirdiler.

Dr. Necip Hablemitoğlu 21 Aralık günü toprağa verildi. Hablemitoğlu için Ankara Kocatepe Camisi’nde düzenlenen törene Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Başbakan Abdullah Gül, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök ve diğer komuta heyeti katıldı. Türk Silahlı Kuvvetleri, daha önce Ahmet Taner Kışlalı’nın cenazesinde olduğu gibi üniformalı çok sayıda subay ile törende temsil edildi. Cenazeye resmi katılım için Ankara Garnizonu’na emir verilmesi nedeniyle Ankaradaki karargahlarda görevli çok sayıda subay, askeri servislerle Kocatepe Camisi’ne geldi. Alanda bulunan yurttaşlar Hablemitoğlu’nun tabutuna karanfil atarken askerler de Hablemitoğlu’ nun cenazesi önlerinden geçerken selam verdiler. Necip Hablemitoğlu’nun kızları Kanije ve Uyvar’ın, babalarıyla birlikte çekilmiş bir fotoğrafı taşıdıkları gözlendi. Camiden ambulansla Karşıyaka Mezarlığı’na getirilen Hablemitoğlu’nun cenazesi burada toprağa verildi.

Kaynakça
Tüleylioğlu, O. (2018). Neden öldürüldüler? um:ag Yayınları.

Kayabaşı, F. (2020). Necip Hablemitoğlu. Düşünüm, 17, 23-26.Retrieved December 25, 2024, from https://dusunumdergisi.com/wp-content/uploads/2020/02/Dusunum_Sayi_17_Subat_Mart.pdf

Fatma YILDIZ