Seda TAPLAKTEPE
Ahmet Taner Kışlalı fikirleri ve kalemiyle yalnızca bir dönemin değil, geleceğin de aydınlık bir sembolü olarak anılmaya devam ediyor. Onun yaşamı, Atatürk ilke ve devrimlerine duyduğu sarsılmaz inançla şekillenmiş bir direniş ve umut hikayesidir. Kendisi, bilimin, akılcılığın ve çağdaşlığın savunucusu olarak, her türlü gericiliğe karşı durarak, Cumhuriyet’in temel ilkelerinin korunması için büyük bir mücadele vermiştir.
10 Temmuz 1939’da Tokat’ın Zile ilçesinde dünyaya geldi. İstanbul Kabataş Lisesi’nden sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesini bitirdi. Paris Üniversitesi’nde Anayasa Hukuku ve Siyaset Bilimi Dalında doktora yaptı. 1971 tarihinde “TRT Bilimsel Başarı Ödülü Aldı”.1972 yılında doçent oldu. 1977 de CHP listesinden İzmir milletvekili seçildi.1978’de Bülent Ecevit hükümetinde Kültür Bakanı olarak yer aldı. ADD ve ÇYDD gibi Atatürkçü ve çağdaş aydınlıkçı derneklerin üyesi olarak Anadolu’nun en uç köşelerine giderek konferanslar verdi. Uzun süre Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde Siyaset bilimi dersleri veren Kışlalı, Nokta dergisi ve Cumhuriyet gazetesinde köşe yazıları yazdı.
Cumhuriyet gazetesinde “Haftaya Bakış” köşesinde Kemalizm’i, laikliği, demokrasiyi, insan haklarını savunan ve eğitime önem veren yazılar yazan Kışlalı, Kemalist düşünceyi Türkiye’nin çağdaşlaşma hedeflerinin temel taşı olarak gören ve bu ideolojiyi bilimsel bir yaklaşımla savunan önemli bir düşünürdü. Kışlalı, Kemalizm’i bir Aydınlanma Devrimi olarak tanımlar. Bu devrim, dine dayalı düşünce kalıplarının yerini, aklın ve bilimin ışığının almasıdır. İnsan haklarının, doğuştan sahip olunan devredilemez, vazgeçilmez ve dokunulmaz nitelikleriyle kabul edilmesi gerektiğini vurgular. Kısacası, insanın orta çağ karanlığından kurtulup aydınlığa çıkmasının önemine dikkat çeker. Kemalizm, ilerici bir ideoloji olarak geçmişin bekçiliğini yapmaz, kalıplaşmış inanç sistemine bağlı kalmaz. Değişen koşullar içinde sürekli ve akılcı bir yenilenmeyi savunur ve bu yenilenmenin ilkelerini içerir. “Kemalizm geçmişin bekçiliği değil, geleceğin öncülüğüdür” sözü Kışlalı’nın Kemalizm’in bu devrimci ruhunu hatırlatarak, onun durağan değil, ilerleyen bir ideoloji olduğunu dile getirmiştir.
1990’lı yıllarda Türkiye’nin çağdaşlaşma sürecinde karşılaşılan zorluklara karşı kararlı bir duruş sergileyen Kışlalı, laiklik ilkesine yönelik tehditler ve gericilikle mücadeleyi öncelikli gündemine almıştır. Kışlalı, laikliği Kemalizm’in altı ilkesiyle ilişkilendirerek ele alır ve bu ilkenin diğer pek çok ilke için bir ön koşul olduğunu vurgular. Laiklik, demokrasinin ön koşuludur; çünkü laiklik olmadan ne gerçek bir düşünce özgürlüğü ne de özgür bir seçim mümkün olabilir. Milliyetçiliğin ön koşuludur; çünkü laikliğin olmadığı bir yerde önemli olan unsur ulus değil, inananların oluşturduğu ümmettir. Devrimcilik açısından laiklik, bilimin ve çağın gereklerinin gerisinde kalmış bir toplumu değiştirebilmenin ön koşuludur. Halkçılık bağlamında ise laiklik olmadan halkın isteklerinden çok, dinsel seçkinlerin düşünceleri belirleyici hale gelir. Kışlalı Laikliği, Kemalist ilkelerin birçoğunun dayanağı olarak tanımlar.
Kışlalı Kemalist devrimcilik üzerinde de durmuştur. Kemalist devrimciliğin iki temel ögeden oluştuğunu öne sürer. Eskimiş kurumları yıkıp, çağın gereklerine uygun yeni kurumlar oluşturmak ve değişmeye ve yeniliklere sürekli açık olmak. Ve Kemalist devrimcilik, devrimi sürdürecek yeni ve daha ileri güçlerin doğmasını sağladığı ve onlara yolu açık tuttuğu için, 70 yıl sonra da ayakta kalabilmiştir
Ahmet Taner Kışlalı’nın ders anlatımıyla ilgili anıları, onun yalnızca bir akademisyen değil, aynı zamanda öğrencileri üzerinde iz bırakmayı başaran bir eğitmen olduğunu ortaya koyar. Kışlalı, yıllardır bir gelenek haline getirdiği şekilde, 10 Kasım’a denk gelen derslerinden birini Kemalizm’e ayırırdı. Genelde bu dersler sessiz geçer, öğrenciler dikkatle dinlerdi. Ancak bir yıl, beklenmedik bir gelişme yaşandı. 200’den fazla öğrencinin tıklım tıklım doldurduğu sınıfta, Kışlalı kendisini adeta konuya kaptırmıştı. Ders bitip saatler geçmişti ki, sürenin nasıl geçtiğini fark etti. Öğrencilerden özür dileyerek ara vermeyi teklif ettiğinde, o zamana kadar sessiz kalan sınıftan büyük bir protesto dalgası yükseldi: Hiç kimse dersi bırakmak istemiyordu. Öğrenciler o kadar etkilenmişti ki, yemeğe gitmek yerine Kışlalı’yı dinlemeyi tercih ettiler. Bu yoğun ilgi ve bağlılık, Kışlalı’nın anlattığı fikirlerin öğrenciler üzerinde ne kadar derin bir etki bıraktığını açıkça gösteriyordu. Bu hikaye, Ahmet Taner Kışlalı’nın yalnızca bir akademisyen değil, aynı zamanda genç zihinlerde iz bırakan bir fikir insanı olduğunun çarpıcı bir örneğidir. Kemalist düşünceyi yalnızca bir teori olarak değil, yaşayan bir değer olarak aktarma çabası, onun eğitmenlik anlayışını yansıtan en güzel anlatılardan biridir.
9 Eylül 1995’te geçirdiği trafik kazasında, 1968 yılında eşi Nilgün Kışlalı öldü, kendisi ağır yaralı olarak kurtuldu. İlk eşinden Dolunay ve Altınay adında iki kız çocuğu ve ikinci eşinden de bir aylık bir kız çocuğu vardı. Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı, 21 Ekim 1999 günü sabah evinin önünde uğradığı bombalı suikast sonucu yaşamını yitirdi. Kışlalı, saat 09.28’de ertesi gün yayınlanacak yazısını Cumhuriyet gazetesine faksladıktan sonra, İletişim Fakültesi’nde 2. sınıflara vereceği dersine gitmek üzere evinden çıkarak kaldırımın önündeki “06 GK 377” plakalı Volkswagen Passat marka otomobiline yöneldi. Otomobilinin ön canımın önünde silecekle kaporta arasına sıkıştırılmış olan gazete kağıdına sarılı paketi gördü. Sağ eliyle otomobilinin kapısını açarken sol eliyle paketi aldığı sırada patlama gerçekleşti. Olayın görgü tanığı, site bahçıvanı Arif Emirhan, Kışlalı’ nın, ön cam üzerinde duran poşeti eline aldığı sırada büyük bir patlama meydana geldiğini söyledi. Patlama sonucu sol kolu dirsekten kopan Kışlalı, eşi Nilüfer Kışlalı ile komşuları tarafından çağrılan bir ambulansla Bayındır Tıp Merkezi’ne götürüldü. Bayındır Tıp Merkezi’ne getirilen Kışlalı’ nın, yapılan tüm müdahalelere karşın acil servise getirildikten yirmi dakika sonra saat 10:25’te yaşamını yitirdi. Ahmet Taner Kışlalı’ya yönelik bombalı suikast, öğrencileri ve okurlarını üzüntüye boğdu. Olayın duyulmasının ardından, Bayındır Tıp Hastanesi çok sayıda siyasinin, öğrencilerinin ve okurlarının akınına uğradı. Sivil toplum örgütleri, yaşamı boyunca aydınlanma mücadelesinin savunucusu olan Ahmet Taner Kışlalı’nın bombalı bir saldırıyla öldürülmesini “laik cumhuriyete yönelik bir saldırı” olarak değerlendirdi. Ahmet Taner Kışlalı’nın evinin bulunduğu sokak yurttaşların protestolarına sahne olurken, Kışlalı’nın sevenlerinin ziyaretleri olaydan sonraki günlerde de sürdü. Okurları, sevenleri ve öğrencileri evinin önüne karanfiller bırakarak mumlar yaktılar. Yurttaşlar ayrıca “10. Yıl Marşı”, “Ankara’nın Taşına Bak”, “Uğurlar Olsun” ve “Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz” söyleyerek protestolarını sürdürdüler. Büyük bir “Atatürk” posteri de Kışlalı’nın balkonuna asıldı. İstanbuldaki çeşitli üniversitelerin rektörleri, öğretim üyeleri ve öğrencileri, Kışlalı’nın öldürülmesini protesto etmek için İstanbul üniversitesi Beyazıt Kampüsündeki Atatürk Anıtı önünde toplandı. Burada bir konuşma yapan İstanbul Üniversitesi rektörü Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu, şunları söyledi: “Devlet yetkilileri, gerici ve bölücü akımları ve onların uzantılarını koruyan ve kollayanlara af girişimlerinden mutlak surette vazgeçmelidir. Ulu Önder Atamızın oluşturduğu Türk ulusunu ümmetleştirmek, Araplaştırmak girişimlerinin son bulmasını ve bu anlayış doğrultusunda ülkenin çağdaşlaşmasına engel olan bütün düşüncelere, yazan ellere ve koruyan kurumlara karşı önlemlerin alınmasını açıkça istiyoruz.” İzmir’de Dokuz Eylül Üniversitesi Senatosu’nun aldığı karar doğrultusunda, rektör ve öğretim üyeleri, rektörlük binasından Cumhuriyet Alanı’na yürüdü. Senato’nun aldığı kararı okuyan Rektör Prof. Dr. Fethi İdiman, saldırının Kışlalı’nın kişiliğinde Atatürk’e, Cumhuriyete, laikliğe, yapıldığını söyledi. Senato açıklamasında “Bundan önceki cinayetler gibi faili meçhul bırakılmasının son bulmasını istiyoruz. Bilsinler ki Türk ulusu Cumhuriyet düşmanlarının özlemlerine geçit vermeyecektir” denildi.
Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı’nın kızları Dolunay Uluç ile Altınay Kışlalı yaptıkları yazılı açıklamada, Türk insanına olan güvenlerinin altını çizerken, failin meçhul olmadığını vurguladılar.
Kışlalı için ilk tören 23 Ekim Cumartesi günü, sabah saat 10.00’da TBMM’ de yapıldı. Buradaki törenden sonra Kışlalı’nın naaşı alkışlar ve sloganlar eşliğinde Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’ne uğurlandı. Kalabalık nedeniyle zaman zaman izdiham yaşanan fakültedeki törene, öğrencileri ve öğretim üyesi arkadaşlarının yanı sıra 72 üniversite rektörü, Yükseköğretim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Kemal Gürüz, Prof. Dr. Mümtaz Soysal, öğrencileri, meslektaşları, okurları ve gazeteciler katıldı.
Saygı duruşuyla başlayan törende konuşan Kışlalı ‘nın 41 yıllık meslektaşı Prof. Dr. Ergün Türkcan, Kışlalı’nın şiir yazmadığını ancak şair ruhlu biri olduğunu vurguladı. Türkcan, “Şair ruhlu adam, en duyarlı ve en hassas adamdır. Kışlalı’ya atılan bomba, bize yöneliktir. Biz acıya alışıyoruz, bundan sonra yine öldürecekler, çünkü bunları yakalamak mümkün değil. Acı bilince dönüşüyor. Ahmet’in ölümünün, bu menfur cinayetlerin sonuncusu olmasını diliyorum” dedi. Kışlalı’nın ölümünün birleştirici olduğunu vurgulayan Türkcan, “Hiç kimse ucuz ve kolay neticeler elde edemeyecek. Yerdeki kanını aramak yerine, onun düşüncelerini göklere yükseltmekle Ahmet Taner Kışlalı’yı yaşatabiliriz” diye konuştu. Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Günal Akbay , Atatürk’ün çizdiği uygarlık yolundan kendilerini ayırmak isteyenlerin Kışlalı’yı haince öldürdüğüne dikkat çekerek, “Cumhuriyetin tüm kurumları onun aziz hatırasını daima yaşatacak. Bu karanlık güçler bilsinler ki onun çizdiği yol ölümsüzdür. Atatürk ilkelerine bağlılığın, irticayla mücadelenin, Kuvay-ı Milliye’nin simgesi Kışlalı daima yaşayacak” dedi. Kışlalı’nın bilim adamı yönüne dikkat çeken Akbay, “O, Ankara Üniversitesi için ‘Cumhuriyetin Üniversitesi’ derdi. Ankara Üniversitesi, büyük Türk üniversitesi oluyor” diye konuştu.
Törenin ardından Kışla’nın naaşı gözyaşları arasında Büyük Tiyatro’ya getirildi. Alkışlar eşliğinde omuzlar üzerinde taşınan naaşı, Kışlalı’nın bir fotoğrafının da yer aldığı sahneye yerleştirildi. Bu arada Opera Sahnesi’ni ağzına kadar dolduran yurttaşlar Kışlalı’yı dakikalarca ayakta alkışlayarak, “Türkiye laiktir, laik kalacak” sloganı attılar. Kızılay’dan yürüyüşe geçen kortejin Opera Binası’na ulaşmasının ardından buradaki tören başladı.
Cumhuriyet’in önündeki törenden sonra Kışlalı’nın naaşı Kocatepe Camisi’ ne götürüldü. Saat 15.00’de cami avlusuna giren Kışlalı’nın naaşı alkışlarla karşılandı. Genelkurmay Başkanlığı’nın talimatı üzerine Ankara garnizonu ve birliklerdeki binlerce subay ve astsubay da Kocatepe’deki cenaze namazına katıldı. Ardından Karşıyaka mezarlığına defnedildi. Kışlalı’nın cenazesi gün boyu Ankara sokaklarında Meclis’ten mezarlığa kadar büyük kalabalıkların sevgi seliyle son yolculuğuna uğurlandı. Cumhuriyet gazetesi yazarı, Atatürkçü Düşünce Derneği 2. Başkanı, eski Kültür Bakanı, Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalıyı, on binlerce yurttaşın eşlik ettiği törenlerle uğurlandı. On binlerin haykırdığı “Türkiye laiktir laik kalacak” sloganları, Ankara caddelerinde çınladı.
Ahmet Taner Kışlalı suikastı ile ilgili bazı köşe yazarlarının görüşleri şöyleydi: Cüneyt Arcayürek (Cumhuriyet): Neden Cumhuriyet yazarları? Uğur Mumcu ve Ahmet Taner Kışlalı. Neden Cumhuriyet’e yakın olanlar? Muammer Aksoy ve Bahriye Üçok? Bu cinayetlerin Kışlalı ile sona ereceği sanılmamalı.
Mustafa Balbay (Cumhuriyet): Kışlalı kimdir? Atatürkçülüğü ve laikliği bayrak olarak taşımayı, kalem alıp yazmayı, söze vurup anlatmayı yaşam biçimi edinmiş bir kişi.
Güngör Mengi (Sabah): Türkiye’nin seçkin aydınlarından biri olan Ahmet Taner Kışlalı’nın suikastı, ülkenin huzuruna ve demokratik geleceğe yönelmiş bir suikasttır.
Mine G. Kırıkkanat (Radikal): Sözün bittiği yerdeyiz. Yalnız sözün mü? Çocuklarımızı yarınlara taşıyacak yolları aydınlatmaya çalışan ışıklardan biri daha söndürüldü.
CHP Genel Başkanı Altan Öymen, Cumhuriyet gazetesinin önünde yapılan törende, demokratik ve laik cumhuriyetin en keskin savuncularından olan Kışlalı’nın ve Uğur Mumcu’nun öldürülmesiyle laik cumhuriyeti savunanlara gözdağı verilmesi amacına hiçbir zaman ulaşamayacaklarını söyledi. Öymen’in “Kışlalı’yı bugün uğurluyuz. Yatacağı yer Atatürk’ün yanıdır. Üçoklar’ın, Mumcular’ın, Aksoylar’ın yanıdır. Karanlık aydınlığı yenemez. Demokratik laik Cumhuriyet ilelebet payidar kalacaktır” sözleri büyük alkış aldı.
Akademik çalışmaları ve gazetecilik yaşamı boyunca sergilediği cesur duruş, onun halkın gönlünde yer etmesini sağlamıştır. Suikast sonucu aramızdan ayrılması, bir aydınlık savaşçısının kaybı olarak derin bir üzüntü yaratmış olsa da, onun düşünceleri ve eserleri, Türkiye’nin ilerleme yolundaki yolculuğunda yaşamaya ve ilham vermeye devam etmektedir.
Kaynakça
Kislali, A. T. (1994). Kemalizm, Laiklik ve Demokrasi. İmge Kitabevi.
Tüleylioğlu, O. (2018). Neden öldürüldüler? um:ag Yayınları.
Demirtaş S. (2020). Ahmet Taner Kışlalı. Düşünüm, 17, 18-22. Retrieved December 25, 2024, from https://dusunumdergisi.com/wp-content/uploads/2020/02/Dusunum_Sayi_17_Subat_Mart.pdf
Seda TAPLAKTEPE

