Seda TAPLAKTEPE
“Türkiye’nin aydınlanma mücadelesinin simge isimlerinden biri olan Uğur Mumcu; yaşamı boyunca kalemiyle doğruları savunmuş, cesur gazeteciliği ve kararlı duruşuyla topluma ışık tutmayı başarmıştır.”
“Atatürk’ü anlamak, sadece onun sözlerini tekrar etmek değil, fikirlerini çağdaş bir şekilde hayata geçirmektir.”
Bu söz, Uğur Mumcu’nun Atatürk’ün mirasını kuru bir söylemden çıkarıp, geleceği inşa eden bir rehber olarak görme anlayışını yansıtır. Bu söz, Atatürk’ün mirasının yalnızca geçmişe ait bir hatıra olmadığını, onun fikirlerinin ve ilkelerinin bugün de rehberlik etmesi gerektiğini vurgular. Uğur Mumcu burada, Atatürk’ü anlamanın sadece onun sözlerini ezberlemek ya da törenlerde anmak olmadığını, aksine onun bağımsızlık, özgürlük, bilim ve çağdaşlık anlayışını hayata geçirmenin esas olduğunu ifade eder.
Atatürk’ü anlamak, toplumun sorunlarına onun ilkeleri doğrultusunda çözümler aramak, demokrasiyi güçlendirmek, bilimi rehber edinmek ve bağımsız bir ülke için mücadele etmek demektir. Bu anlayış, Uğur Mumcu’nun kendi gazetecilik ve aydın kimliğinde de görülen bir ilkedir.
Onun kalemi, sadece bir gazetecilik aracı değil, aynı zamanda adaletin, özgürlüğün ve halkın haklarını savunan bir direniş simgesiydi. Mumcu’nun hayatı, sadece bir gazetecinin öyküsü değil, aynı zamanda Türkiye’de demokrasinin ve özgürlük mücadelesinin bir yansımasıdır.
Uğur Mumcu, 22 Ağustos 1942 tarihinde Kırşehir’de dünyaya geldi. İlkokul eğitimine Ankara’nın Ulus semtindeki Devrim İlkokulu’nda başlamış, ardından Bahçelievler’deki Ulubatlı Hasan İlkokulu’nda tamamlamıştır. Ortaöğrenimini Ankara Cumhuriyet Ortaokulu’nda ve Ankara Deneme Lisesi’nde tamamladıktan sonra, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne girmiştir.
Öğrencilik yıllarında yazmaya başlamış olan Mumcu, henüz 20 yaşındayken “Türk Sosyalizmi” başlıklı yazısıyla Yunus Nadi Makale Yarışması’nı kazanmıştır. 1965 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni başarıyla bitirerek mezun olmuştur. Bir süre avukatlık yapmış, ardından 1969-1972 yılları arasında Ankara Üniversitesi’nde Prof. Dr. Tahsin Bekir Balta’nın idare hukuku asistanı olarak görev almıştır. Bu dönemde, avukatlık yapmayı bırakmıştır.
Uğur Mumcu’nun yazarlık ve gazetecilik kariyerinin temelleri, öğrencilik yıllarında atılmış ve bu süreçte onun Türkiye’deki toplumsal ve siyasal sorunları sorgulayan derin araştırmalar yapmasına zemin hazırlamıştır.
12 Mart 1971 tarihinde gerçekleşen darbeden dolayı askerliğini yapmaya hazırlanırken tutuklandı. Yedi yıl hapse mahkûm edilen Mumcu, Yargıtay’ın kararı bozması sonucu serbest kaldı. Askerlikten sonra üniversitedeki görevinden ayrıldı. 1968 yılında İngiltere’ye gitti. Yazılarına orada devam etti. 25 Şubat’ta Akşam Gazetesindeki inceleme yazılarının sonuncusu yayımlandı.1 Mart’ta Kim Dergisindeki son yazısı, Londra’dan yolladığı “Yeter Artık Beyler” oldu. 976 yılında Güldal Mumcu ile evlendi. 1977 yılında oğlu Özgür ,1981 yılında da kızı Özge dünyaya geldi. İlk yazıları Yön dergisinde yayımlanan Uğur Mumcu yazdığı makalelerle bir yandan Mustafa Kemal Atatürk’ün ilke ve devrimlerini, tam bağımsız bir Türkiye’yi savundu. Sırasıyla Türk Solu, Devrim, Ant dergilerinde çalıştı. 1974-1975 yıllarında Yeni Ortam gazetesinde köşe yazarlığı yaptı. 1975 yılında da Cumhuriyet gazetesinde “Gözlem” başlıklı köşesinde köşe yazarlığı yapan aynı zamanda Anka Ajansında çalışmakta olan Mumcu 6 Kasım 1991’de onaylamadığı gelişmeler üzerine yaklaşık 80 çalışanla gazeteden ayrıldı.7 Mayıs 1992’de Cumhuriyet’teki yönetim değişikliğinden sonra yeniden gazeteye döndü.
12 Mart döneminde yaşadıkları, gülmece ustaları için bulunmaz bir malzemeydi. Kendisi de yazı ve konuşmalarında gülmece öğelerini sık sık kullanırdı. Bu dönemi anlattığı Sakıncalı Piyade adlı yapıtını, Rutkay Aziz ile tiyatroya uyarladı. Sakıncalı Piyade Tiyatro ilk olarak Ankara Sanat Tiyatrosu’nda sahneye kondu ve 700 kez sahnelendi. Aralık’ta, siyasal yaşamda adı duyulan, belli dönemlere damgasını vurmuş birçok ünlünün yaşam öykülerini, siyasal geçmişlerini, bir güldürü zenginliğiyle anlattığı kitabı “Büyüklerimiz” yayımlandı.
Mumcu, 1979 yılında Türk Hukuk Kurumu’nun yılın hukukçusu ödülü aldı. Bu ödül, onun hukuk alanındaki bilgi birikimi ve kamu yararına olan katkılarını takdir etmek amacıyla verilmiştir. Mumcu, özellikle meslek hayatında sadece bir avukat değil, aynı zamanda adaletin sağlanması ve hukukun üstünlüğü konusunda toplumun doğru bilgilendirilmesi için de önemli çalışmalar yapmıştır.
1970’lerde, özellikle de 12 Mart 1971 muhtırasından sonra Türkiye’deki hukuk düzeni ve insan hakları ihlalleri konusunda dikkat çekici bir duruş sergileyen Uğur Mumcu, bu dönemde hukukun ve demokrasinin korunması için önemli yazılar yazmış ve toplumu bu konuda bilinçlendirmeye çalışmıştır. Hukukçuluğunun yanı sıra, gazeteciliğiyle de Türkiye’deki hukuksal ve siyasal sorunları cesurca dile getirmiş, toplumu aydınlatma konusunda büyük bir sorumluluk üstlenmiştir.
Aynı yıl Çağdaş Gazeteciler Derneği’nin köşe yazarlığı dalında, yılın gazetecisi unvanını alan Mumcu; 1980, 1982 ve 1983 yılında İstanbul Gazeteciler Cemiyeti’nin inceleme ve röportaj dallarındaki ödüllerine değer görüldü. 1985 yılında ise Nokta dergisinin yılın doruktaki gazetecisi ödülünü aldı. Araştırmacı gazeteciliğin öncüsü Atatürkçü, laik, cumhuriyetçi, demokrat bir Türkiye’nin yılmaz savunucusu Uğur Mumcu, kendisine sık sık yöneltilen “Bir suikasttan korkmuyor musunuz?” sorularına sürekli olarak “Hayır. Ben Türkiye’ deki karayollarından daha çok korkuyorum. Trafik kazalarında her gün onlarca insan ölüyor” yanıtını vermişti. Türkiye’ de araştırmacı gazeteciliğin öncüsü; Atatürkçü, laik, cumhuriyetçi, demokrat bir Türkiye’nin yılmaz savunucusu Uğur Mumcu; 24 Ocak 1993 günü arabasına konan bir bomba ile inandığı değerler uğruna öldürüldü.
Yüzbinleri sokağa döken olay saat tam 13:25’te yaşandı. Mumcu, o gün eşi ile birlikte, İbn-i Sina Hastanesi’nde tedavi gören Prof. Dr. Kazım Türker’i ziyaret etmek üzere, Gaziosmanpaşa Karlı Sokaktaki evinden çıktı. Yan apartmanın önünde arabasını yıkamakta olan İbrahim Öncül’le selamlaştı ve arabasına doğru yöneldi. Eşi Güldal Mumcu henüz apartmandayken, arabasına binen Mumcu, kimilerine göre arabasına oturup vitesi boşa aldıktan sonra, kimilerine göre ise, arabanın kapısını açtığı anda tahrip gücü yüksek bombanın patlaması sonucu olay yerinde hayatını kaybetti. Bu suikast ile ilgili gelen bilgiler arasında İslami Kurtuluş Örgütünün üstlendiği yönünde oldu. Olaydan hemen sonra gazeteyi arayarak Mumcuyu cezalandırdıklarını dile getirdi.
Uğur Mumcu’nun alçakça bir saldın sonucu öldürülmesi bütün yurtta şok yaratırken, Türkiye’de o güne dek benzeri görülmemiş protesto gösterilerine ve tepkilere neden oldu. Olayın duyulmasından hemen sonra başta İstanbul, Ankara, İzmir ve Adana olmak üzere birçok kentte binlerce kişi sokağa döküldü. Düzenlenen yürüyüş ve çeşitli eylemlerle Mumcu’nun öldürülmesi protesto edildi. Gösterilere katılan binlerce yurttaş Mumcu’nun katilinin demokrasiyi istemeyen güçler olduğunu belirttiler ve katillerin yakalanarak hesap sorulmasını istediler.
Cumhuriyet gazetesi bürolarına gelen okurlar Mumcu’nun öldürülmesinden duydukları üzüntüyü dile getirdiler. Cumhuriyet’e binlerce faks ve telgraf yağarken, gazete bürolarının santralleri gözü yaşlı okuyucuların telefonlarıyla kilitlendi. Gelen binlerce mesajda başsağlığı dileği iletilirken, Mumcu’yu katleden kanlı ellerin, barış düşmanlarının, ellerini kana buladıkları belirtildi. Çeşitli kişi ve kuruluşlar olayı şiddetle protesto ettiler. Gözyaşlarını tutamayan binlerce okur, Mumcu’nun yeri doldurulamayacak bir hukukçu, araştırmacı gazeteci ve yazar olduğunu vurgulayarak eli kanlı katillerin bir an önce yakalanarak yargı önüne çıkarılmasını istediler. Okurlar bu cinayetin diğer faili meçhul cinayetler gibi karanlıkta kalmaması dileğinde bulundular. Ankara’da, Uğur Mumcu’nun Karlı Sokaktaki evi önünde toplanan ve sayıları on bin kişiyi bulan topluluk, bombanın patladığı yerde mum yakarak kırmızı karanfillerden bir tepe oluşturdu.
Mumcu’nun öldürülmesi protesto etmek için İstanbul’da Sepetçiler Kasrı önünde toplanan büyük bir kalabalık, ellerinde meşale ve mumlarla Cumhuriyet gazetesine kadar yürüdüler. Cumhuriyet Merkez Binası dolup taştı. Genci yaşlısı, kadını erkeği, tek vücut tek ses oldu. Binlerce yurttaş, hep bir ağızdan katillerin bulunması isteğini dile getirirken çok sayıda okur, Cumhuriyet gazetesinin bahçesinde saygı nöbeti tuttu.
Uğur Mumcu’nun öldürülmesi radyo ve televizyonlarda geniş şekilde yer verildi. Radyo ve televizyonlar haber bültenlerinde olay ilk haber olarak yer aldı. Suikasttan sonra yayınını keserek haberi duyuran TRT, gelişmeleri de yine zaman zaman yayınım keserek birkaç kez duyurdu. Habere, “Atatürkçülüğün yılmaz savunucusu, dürüstlüğün simgesi, gazeteci-yazar Uğur Mumcu, arabasına yerleştirilen bomba sonucu hayatını kaybetti” şeklinde giren TRT, akşam ana haber bülteninde şu yorumu yaptı. “Atatürk’ün aydınlık Türkiye’sinde karanlık emelleri için umutsuzca mücadele eden dışarıdan kumandalı güçler bu kez de Atatürkçülüğün yılmaz savunucusu, uluslararası terör uzmanı ve dürüstlüğün simgesi gazeteci Uğur Mumcu’yu seçti. Akademik kariyeri ve araştırmacı gazeteciliği sağlam karakteriyle birleştiren Mumcu, meslek yaşamı süresince kalemini ülkesinin bütünlüğü laiklik ve hukukun üstünlüğü için kullandı. Meslek hayatında kolayı seçmeyen, angajmana girmeyen ve hiçbir zaman delillere dayanmadan suçlamaya yönelmeyen Uğur Mumcu’nun, araştırmacı kişiliği ve dürüstlüğüyle basınımızda saygın bir yeri vardı. Uğur Mumcu’yu yitirmekten dolayı üzüntümüz büyük. Basın camiasına ve Atatürk ilkelerini savunan herkese başsağlığı diliyoruz.”
Uğur Mumcu Cumhuriyet’in temel ilkelerine yönelik bakış açısı, tarihsel bir perspektiften değerlendirilir ve Türkiye’nin toplumsal yapısı ile siyasal dönüşümüne etkileri incelenir. Mumcu, bu ilkeleri genel olarak ilerici ve dönemin koşulları için dönüştürücü bulmakla birlikte, her bir ilkeye dair bazı eleştirilerde de bulunur.
Uğur Mumcu, Cumhuriyet’in temel ilkelerini, Türkiye’nin modernleşme ve bağımsızlık sürecindeki kritik bir rehber olarak görmüş; ancak bu ilkeleri eleştirel bir süzgeçten geçirerek, onların eksikliklerini ve yanlış yorumlanışlarını da dile getirmiştir. Ona göre Cumhuriyet’in temel ilkeleri, Türkiye’nin toplumsal dönüşümünde önemli bir yere sahiptir, ancak sosyal adalet ve halk katılımı ekseninde daha ileriye taşınmalıdır. Uğur Mumcu, Cumhuriyet’in temel ilkelerini hem bir miras hem de bir sorumluluk olarak görmüştür. Bu ilkeleri, Türkiye’nin çağdaşlaşma yolunda önemli bir rehber olarak değerlendirmiş; ancak bu rehberin, sosyal adalet ve halkın refahını önceleyen bir anlayışla zenginleştirilmesi gerektiğini savunmuştur.
Uğur Mumcu, Kemalizm’i Türkiye’nin bağımsızlık ve modernleşme mücadelesinin temel ideolojisi olarak görmüştür. Ona göre, Kemalizm bir yandan anti-emperyalist ve ilerici bir hareketi temsil ederken, diğer yandan sosyal adalet ve halk katılımı gibi konularda sınırlı bir perspektife sahiptir. Bu bakış açısı, Mumcu’nun eleştirel düşünce geleneği içinde Kemalizm’i sadece tarihsel bir olgu olarak değil, günümüzde de anlamını koruyan bir yol haritası olarak değerlendirdiğini göstermektedir.
Onun analizleri, Kemalizm’in modernleşme ve bağımsızlık mücadelesindeki önemini vurgularken, bu ideolojinin eksik kalan yönlerini tamamlamaya yönelik bir çaba olarak da okunabilir. Mumcu’nun Kemalizm’e yönelik eleştirel bakışı, bugün de bu mirası daha ileriye taşıma arayışımızda yol gösterici bir perspektif sunmaktadır.
Mumcu, 27 Ocak Çarşamba günü yüzbinlerin “Uğur’lar ölmez”, “Katiller bulunsun, hesap sorulsun”, “Türkiye İran olmayacak“ sloganları ile Ankara’da toprağa verildi. Cenaze törenine Türkiye’nin dört bir yanından katılım oldu. Mumcu’ya son yolculuğunda alkışlarla ve sloganlarla eşlik eden yüzbinler, Ankara’ da o güne kadar görülmemiş büyüklükte bir cenaze töreni gerçekleştirdiler. Katılımın yüzbinlere ulaşması nedeniyle cenaze töreni sırasında izdiham yaşandı ve kortej oluşturmakta güçlük çekildi. Kalabalık Mumcu’nun naaşına Cebeci Asri Mezarlığı’na kadar eşlik ederken, cenaze töreni olaysız sona erdi. Uğur Mumcu için ilk tören 1975 yılında beri görev yaptığı Cumhuriyet gazetesinin Ankara bürosu önünde düzenlendi. Törenin 10.30’da gerçekleştirileceğinin duyurulmasına ve zaman zaman sağanak halde yağan yağmura karşın 08. 15’ten itibaren binlerce insan tören yerine akın etti. Cumhuriyet gazetesinde 25 Ocak günü “Susturamazlar” manşetiyle yazıldı. “Her yazısında teröre karşı çıkan, terörün perde arkasındakileri gün yüzüne çıkartma savaşı veren, terörün tırmanacağına dikkat çeken, İslami terör örgütlerinin giderek tehlikeli bir konuma geçtiğini söyleyen ve bu gelişmenin yalnızca darbecilere, emperyalizmin çıkarlarına yarayacağını sürekli yazan Uğur Mumcu, demokrasi düşmanlarının hedefi oldu”
Cumhuriyet’in ödünsüz savunucusu Uğur Mumcu, yaşamı boyunca yazıları ve araştırmalarıyla, yılmadan ve usanmadan hepimizi düşündürmeye, aydınlatmaya ve uyarmaya çalıştı. Bir kişiye yapılan haksızlığı, bütün topluma yapılmış sayan Uğur Mumcu, kitlelere mal olmuş bir yazardı. Uğur Mumcu, aydınlanma devrimini özümsemiş, ödünsüz bir devrimciydi. Düşünce ve davranışları bu değerlerden oluşuyordu. Mumcu’nun eğilmeyen bükülmeyen kalemi karanlık güçleri öfkelendiriyor, çileden çıkarıyordu. O, bir an olsun umutsuzluğa kapılmadı. En ön safta görevini üstlendi. Giderek toplumumuzun gözü, kulağı, beyni oldu. Mumcu, belgesiz ve bilgisiz hiçbir konu hakkında yazmadı. İşin kolayına kaçmadı. Tarikat- siyaset – ticaret ilişkilerini çözmek istiyordu. Biliyordu ki, bu ilişkiler ortaya çıkarılıp yok edilmedikçe, ülke huzura kavuşamaz, mutluluğun resmi yapılamaz. Bunun için okudu, araştırdı ve düşündü.
24 Ocak 1993’ten bu yana 26 yıl geçti. Kaç hükümet kuruldu kaçı yıkıldı, ülkemizde rejim değişti ancak mumcu cinayeti faili meçhul bir cinayet olarak duruyor.
Mavi Gözlerinde Uzak Bir Hüzü Yurttaş olmak, önce yurt bilinci olmak demektir, sonra millet yani tarih bilinci sahibi olmak! Uğur Mumcu, her iki bilinci, bir bilim adamı aklı, bir sanatçı yüreğiyle birleştirmişti; gazeteciliğinin, ondan öncekilere hiç benzememesi bundandır; aramızda şaka konusuydu, derdim ki, Uğur Mumcu her şeyi inceler, ne hikmetse, Cumhuriyet gazetesinin 1940’1ı yıllarda Nazi Almanya’sından yana çıkığını incelemez! Gizliden gizliye ciddiye mi alıyordu ne, o dönemi araştıran kapsamlı bir çalışmasında, Cumhuriyet’in o dönem birinci sayfalarını ve manşetlerini Cumhuriyet’te yayımladı. Cesaretinden hiç söz etmiyorum; yaşama ve ölme üslubu, bunu reddedilmez kanıtıdır… (Meydan, 2 Şubat 1993, Atilla İlhan)
Uğur Mumcu gazetecilik anlayışıyla Türkiye’de değil dünyada da gazeteciliği yalnızca bilgiye değil aynı zamanda etik bir zemine oturtan bir anlayışın öncülerindendir. Herhangi bir güç odağı, siyasi parti, oluşum ya da örgütlenmeden bağımsız biçimde yalnızca gerçekleri yazmayı ve aktarmayı görev edinmiş Mumcu, gazetecilik anlayışıyla bugünkü nesillere de örnek olamaya devam etmektedir. Türkiye’nin en karanlık dönemlerinden birisi olan 1990’lı yılların başlarında yazdığı bir yazı onun gazetecilik anlayışını gözler önüne sermesi açısından paylaşmaya değerdir:
“Gazeteciyi nasıl tanımlarsınız? Kimdir gazeteci, ne yapar? İşlevi nedir? Gazeteci, her konuda fikir ileri süren, her şeyi bilen insan demek midir? Hayır. Nereden bilecek gazeteci her şeyi?
Ben kendime göre bir tanım yapayım:
– Gazeteci, haber ve bilgi kaynağına en çabuk ulaşan ve bu kaynaklardan edindiği bilgi ve haberleri okurlara sunan insan demektir.
Gazetecinin bu görevini yapabilmesi için habere, olaya, olguya, belgeye ve bilgiye dayalı yazılar yazması gerekir. Bunun için de gazetecinin güvenilir kişi olması zorunludur. Sır saklayan, haber ve bilgi kaynağını gizlemesini bilen, gerektiğinde hükümetlere ve güç odaklarına karşı savaşmayı göze alan insan, gazetecidir.”
Uğur Mumcu, gerçekleri değiştirmeye çalışan bütün güç odaklarına karşı doğrudan, hakikatten, gerçekten yana olmayı yalnızca bir gazetecilik faaliyeti değil, bir yaşam prensibi olarak görerek yaşadı. Susturulmak istenmesinin ardında yatan gerçek de tam olarak buydu. Bu inadı, azmi ve kararlılığı nedeniyledir ki, ölümünden sonra da onun izinden giden meslektaşları eliyle, o hala konuşmaya ve gerçekleri yazmaya devam ediyor.
Kaynakça
Özbay, T. (2018). Ugur Mumcu Kemalizm ve Sosyalizm. Telgrafhane Yayınları.
Tüleylioğlu, O. (2018). Neden öldürüldüler? um:ag Yayınları.
Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı. (2023). Uğur Mumcu’nun Hayatı. Retrieved December 25,2024, from https://umag.org.tr/ugurmumcu/6-ugur-mumcunun-hayati.html
Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı. (2023). Gazetecilik Anlayışı. Retrieved December 25, 2024, from https://umag.org.tr/ugurmumcu/4-gazetecilik-anlayisi.html
Seda TAPLAKTEPE

