Talha ÖZDEMİR
Türkiye ekonomisinin uzun süredir karşı karşıya olduğu iki temel makroekonomik sorun dikkat çekiyor: yüksek enflasyon ve genç işsizlik. Bu iki olgu yalnızca ekonomik göstergeleri değil, toplumun geleceğe güven duygusunu, gençlerin yaşam beklentilerini ve ülkenin üretim kapasitesini doğrudan etkiliyor. Bu yazı, mevcut durumu analiz ederek genç işsizlik ve enflasyon arasındaki ilişkiyi tartışmakta ve olası çözüm yollarına ışık tutmayı amaçlamaktadır.
Enflasyon deyince akla ilk gelen, günlük hayatta sıkça karşılaştığımız mal ve hizmet fiyatlarındaki artıştır. Mal ve hizmet fiyatları zaman içerisinde artabilir veya azalabilir. Enflasyon, sadece bir malın veya hizmetin fiyatının tek başına artması değil, fiyatların genel düzeyinin sürekli bir artış göstermesidir. Diğer bir deyişle sadece bazı malların fiyatlarının sürekli artması ya da ya da tüm malların fiyatlarının bir sefer artması enflasyon değildir. Örneğin aylık enflasyon oranının %1 olması, o ay içindeki fiyatların genel seviyesinin bir önceki aya göre yüzde bir oranında arttığını gösterir. Yıllık enflasyonun %30 olması da, fiyatların bir önceki yıla göre ortalama %30 arttığını gösterir. Geçen yıl 60 TL’ye alınan bir ürünün bu yıl ancak 78 TL’ye alınabileceğini gösterir. Bu artış; hane halkının alım gücünü zayıflatır, tasarrufların değerini düşürür ve ekonomik planlamayı zorlaştırır.
TÜİK ve ENAG tarafından açıklanan veriler arasındaki farklılıklar, Türkiye’de enflasyon ölçümüne yönelik farklı metodolojilerin ve hesaplama yaklaşımlarının sonuçlarını yansıtmaktadır. TÜİK verilerine göre 2023 Haziran ile 2025 Şubat ayı arasındaki tahmini enflasyon %55,78 iken ENAG verilerine göre aynı dönemde enflasyon %106 olarak hesaplanmıştır. Ancak veriler arasındaki farklılıklar bir yana, temel gerçek değişmemektedir: Türkiye’de enflasyon, halkın alım gücünü düşüren, ekonomik planlamaları zorlaştıran ve finansal istikrarı tehdit eden en önemli sorunlardan biridir. Enflasyonun bu denli yüksek seyretmesinde birçok faktör etkili olur. Küresel ekonomik dalgalanmalar, döviz kuru hareketleri, gelir dağılımındaki adaletsizlik, tasarrufların eriyen değeri, fiyatların hızla artmasına neden olan bazı sebeplerdir.
Genç işsizliği Türkiye’de uzun süredir kalıcı bir sorun olarak varlığını sürdürmektedir. Bu durum yalnızca ekonomik kayıplara değil, sosyal aidiyet ve gelecek algısında da kırılmalara yol açmaktadır. Gençlerin istihdam dışına itilmesi, verimlilik kaybına neden olduğu gibi ülkenin uzun vadeli büyüme potansiyelini de sınırlar.
İşsizlik ve enflasyon arasındaki ilişkiyi ele alan Phillips -işsizlik ve enflasyon arasındaki ters yönelimi açıklayan teori eğrisi hem genç işsizlik-enflasyon hem de genel işsizlik-enflasyon arasında ters yönlü ilişki olduğu görülmüştür. Yani yüksek enflasyonun düşük işsizliğe, düşük enflasyonun ise yüksek işsizliğe yol açacağını göstermektedir. Kısacası, işsizlik sorunundan kurtulmak isteyen bir ülke enflasyon sorunu ile karşılaşacaktır. Gelişmekte olan veya az gelişmiş ülkelerde ekonomik ve sosyal gelişmenin sağlanamamış olması sorunun boyutunu daha da ağırlaştırmaktadır. Çağımızda “çalışma hakkı” kişinin en önemli toplumsal haklarından biri sayılmaktadır. Daha açık bir ifadeyle çalışma kişi için bir “hak” ve bu hakkın yerine getirilmesi de toplumun bir görevi konumundadır. İşsizlik vergi gelirlerinin azalmasına sebep olur ve ekonomik büyümeyi olumsuz etkiler. Çünkü ekonomik boyutlara varan işsizlik sorunu ortaya çıkmamış olsaydı bu kaynaklar tasarruf ve yatırıma yönelecek, ekonomik faaliyetler canlanacaktı.
Peki enflasyonla mücadelede merkez bankası nasıl bir konumdadır? Rakamsal enflasyon hedefinin kimin tarafından belirleneceği ülkeden ülkeye değişiklik göstermektedir. Enflasyon hedefleri bazı ülkelerde merkez bankası bazı ülkelerde hükümet bazı ülkelerde de her ikisi tarafından belirlenir. Türkiye’de enflasyon hedeflemesini hükümetin ve merkez bankasının ortak kararı belirler. Merkez bankasının para politikası, siyasi otoritenin nüfuzuna ve tasarrufuna maruz kalmadan, hedefleri doğrultusunda uygulayabilme, gerektiğinde değişiklik yapabilme esnekliğine veya inisiyatifine sahip olmasıdır. Bu tanıma göre merkez bankasının para politikalarını hiçbir müdahaleye maruz kalmaksızın yürütebilme imkanı varsa bağımsızlıktan bahsedilebilir. Merkez bankalarının fiyat istikrarına karşı bir tehdit olduğunda diğer politika uygulamalarına “hayır” diyebilmeleri ve gerekli uyarıları yapmaları, merkez bankası bağımsızlığının temelidir. Ampirik çalışmalara göre, bağımsız merkez bankasına sahip ülkelerde fiyat artışları ılımlı düzeyde seyreder. Başka bir ifade ile, bankanın bağımsızlığı arttıkça uzun dönemde, daha düşük enflasyon oranları söz konusu olur. Gelişmiş ülkelerde hem işsizlik hem de enflasyon karşısında yürütülen politikalara bakıldığında örneğin Yeni Zelenda’da uygulanan projeye (Inter-District Job Contact Scheme) göre en az dört hafta önce işsiz olarak kayıt edilen kişiye diğer bir bölgeye işle ilgili görüşmeye gittiği zaman yol masrafları karşılandığı gibi, aile üyeleri ile taşındıkları zaman onlara da mali destekte bulunulur. Fransa da bu durum UNEDIC ülke çapında, ASEDIC ise bölgesel düzeyde faaliyet gösteren, kar amaçsız kuruluşlar olup işsizlik sigortası sistemini yürütmekle yükümlüdür. Her ikisi de ikili (işçi-işveren) yapıya sahip birer konsey tarafından yönetilir. Konsey başkanlığını ikişer sene süreyle dönüşümlü olarak işçi ve işveren temsilcileri üstlenir.
Türkiye’de özellikle yapısal işsizlik ve genç işsizlik oranlarının yüksek olması hem ekonomik büyümeyi sınırlamakta hem de enflasyon dinamiklerini etkilemektedir. Nitelikli istihdamın yeterince sağlanamaması, üretim maliyetlerini artırarak arz yönlü enflasyonu körüklemekte ve fiyat istikrarını tehdit etmektedir. Bu nedenle, Türkiye’nin enflasyonla mücadelesinde mesleki eğitimin güçlendirilmesi, işgücü piyasasının ihtiyaçlarına uygun insan kaynağının yetiştirilmesi ve verimliliğin artırılması büyük önem taşımaktadır.
Son olarak meslek danışmanlığı hizmetleri eğitim maliyetini azaltması, kişilerin uygun oldukları meslekleri seçmelerini sağlayarak toplumsal mutluluğun ve refahın arttırılmasına katkı sağlayacaktır. “Türkiye’de işsiz kesimin büyük bölümünü mesleksiz ve mesleğini sevmeyen insanlar oluşturmaktadır” (Rıdvanoğlu) sözü ülkenin işsizlik problemini bir kez daha gözler önüne sermektedir. Türkiye’de genç işsizlik oranları ve enflasyonun etkileri için köklü yapısal reformlara ihtiyaç duyulduğu açıktır. Gençlerin iş gücüne katılımını arttıracak politikalar geliştirilmediği sürece, ekonomik büyümenin sürdürülebilir olması mümkün görünmemektedir.

