Atatürk ve Eğitim

Mustafa Taşpınar

Eğitimde yenilik atılımına değinmek gerektiğinde öncelik olarak ulusumuzun ortak bir dilde iletişime geçmesinin hedeflenmesi oldukça önemlidir. Bu süreç yalnızca harf inkılabı ile özelleştirilmemelidir kanaatindeyim. Türk dili ve tarihi üzerinde ki araştırmalar, Dilde yenilikçi düşünceler, Türk ulusuna dünya üzerindeki konumunu, geçmişini, kültürünü açıklar.
“Atatürk eğitiminde yenileşme atılımı, dilde yenilik ile başlamıştır. Önce bilgisizliğe karşı, yeni bir silah gereksinimi duyulmuştur. Sonra, o günkü yazı dilinin geçmişteki eylemlerini zorlaştırdığı dikkate alınıştır. Halkçılık ilkesinin de, herkesin anlayacağı bir dil gerektirdiği kabul edilmiştir. Böylece, Kemalist felsefenin iletişini aracı olarak, latin alfabesi uygun görülmüştür. Dilde yenileşme ile doğulu düşünce sisteminden de uzaklaşma başlamıştır. ” Prof. Dr. Ziya Bursalıoğlu “Yurdumuzda, Atatürk’e gelinceye kadar eğitim, çok güç ‘koşullar’ içinde gelişmeye çalıştı. Eğitim sisteminin başlıca örgütü olan medrese, 16. Yüzyılda başlayan genel çöküşün yolunu tutmuş ve tamamen teolojik bir karakter almıştı. Dinsel kitaplar dışında kalan ve yaşam ile bağıntısı bulunan bilimler kapı dışarı edilmişti. Bu durumda medresenin amacı, bireylerin erdemliliğini sağlamak, toplumun dertlerine deva aramak, devletin gücünü arttırmayı sağlamak yerine, insanı ahirete hazırlamak olmuştu”.

“Atatürk’e göre, ulusumuzun dünya ulusları arasındaki uygarlık yarışında geri kalmasının başlıca nedeni, izlenmiş olan öğretim ve eğitim siyaseti idi. Bu siyaset, geçmiş zamanların hurafeleri ve fikirleri ile ulusumuzun karakterini perdelemekte idi. Bu nedenle ve her şeyden önce, eğitim çağdaş ulusçuluk zihniyetini amaç tutan doğrultuya yönelmeli idi.”

Ord. Prof. Dr. Enver Ziya Karal’a ait olan bu sözler teolojik eğitimin doğu eğitim sistemini etkisi altına alan Türk tarihine ve ardından Atatürk ile radikal bir şekilde değişime giden yeni eğitim sistemimizi özetler durumdadır. Atatürk’ü bu şekilde düşünmeye şevk eden ise dehasının yanında tecrübeleridir.

“Eğitimdir ki, bir milleti ya hür, bağımsız, şanlı, yüce bir toplum olarak yaşatır veya bir milleti esaret ve sefaletle terkeder.” Atatürk bu sözleri 1924 Eylül’de Samsunda söylemiştir.

Mustafa Kemal Atatürk bir askeri deha olarak gösterildiği gibi büyük bir eğitimci olduğu durum asla atlanmamalıdır. Kendisi eğitimin yaşam boyu devam ettiğini ısrarla tekrar eden bir başöğretmendir. Yüzbaşı iken, Büyük bir Alman General “Silah Ulus” yazarı Makedonya Ordusuna teftişe geleceği zaman hazırlık yapmaya gerek duymayan Osmanlı subaylarına;” Mareşal Goltz’dan yararlanmak üzerinde durulacak önemli bir noktadır. Ancak, Türk kurmay ve komuta heyetlerinin kendini vatanlarını nasıl savunmak lazım geleceğini gösterebilmesi elbette ondan daha çok mühimdir. Bir de buraya yorgun gelecek olan mareşale fazla külfet yüklememek münasip olur kanaatindeyim” demiştir. Burada öğrenmenin hayat boyu fikrini uygulayan Yüzbaşı Mustafa Kemal aynı zamanda eğitileninde eğitime uygulamalı olarak katılmasına önem verdiğini düşünmekteyim. Günümüzdeki Türkiye Eğitim problemlerinin başında herkesinde konuştuğu bu konu eğitimdeki uygulamanın yetersizliği üzerine Yüzbaşı Mustafa Kemal hem yaptığı planları Mareşal Goltz’e sunarak eğitiminin devam ettiği dönemde eğitimin bir parçası olmuş hemde uygulaması ile Uygulanacak askeri manevraları yüzbaşı iken mareşalin yanında kontrol etmiştir.

Halide Edip Adıvar’a göre, Gazi Mustafa Kemal Paşa, 1922’de Batı cephesinde Türkiye’nin gelecek günlerdeki batılılaşmasından söz ederken şöyle demişti:

“Sen, Tıbbiye ile ordunun en önce batılılaşmasından dolayı ilerlediğini söylerdin. Biz, şimdi bütün memleketi batılılaştıracağız”. Bu cümleden yapılacak çıkarımı ise ben Max Weber’in rasyonel batıcılık fikri ile özdeşleştiriyorum. Prof. Dr. Halil İnalcık’ın Atatürk ve Modernleşme üzerine yazdığı makalede şu paragraf ile Max Weber’in rasyonellik ve batıcılık fikrini betimler:

“Max Weber de rasyonelleşmeyi batı medeniyetinin en önemli vasfı olarak görür ve batı devlet kavramı üzerinde durur. Ona göre rasyonel devlet, batı medeniyetine has bir kavramdır. Bu suretle batılı modern devlet, cemiyeti, kitlenin refah ve saadeti gayesiyle rasyonel bir tarzda teşkilatlandıran, toplulukların zirai, sınai, ticari ve içtimai yapısını ve faaliyetlerini yakından kontrol eden ve düzenleyen, planlaştıran bir devlet tipidir. Doğulu devlet, bunun tersine, her şeyi tabiatüstü kuvvetlere bırakan içtimai faaliyetleri mistik menşeden bir hukuka dayandıran sathi bir idare şekli temsil eder. Modern devlet, cemiyeti, temellerinden kavrayan ve değiştiren bir kuvvettir. Geleneksel cemiyet ise, işleri kadere bırakan devlettir”.

15 Temmuz 1921’de henüz Sakarya savaşı, Büyük Taarruz olmamış iken Ankara’da Maarif Kongresinde “Şimdiye kadar izlenen tahsil ve terbiye yöntemlerinin ulusumuzun tarihi gerilemesinde en mühim bir etken olduğu kanısındayım. Onun için bir ulusal terbiye programından bahsederken, eski devrin zırvalıklarından ve doğamızla hiç de ilişkisi olmayan yabancı fikirlerden, doğudan ve batıdan gelen tüm etkilerden tamamen uzak, ulusal karakterimize uygun bir kültür kastediyorum…

Kültür zeminle uyumludur. O zemin de milletin karakteridir.” sözlerini etmiştir. Kültürünü benimseyemeyen uygarlıkların yaşadıkları problemler başka bir araştırmanın konusudur. Ama şunu görebilmek zor değildir ki kendi kültürüne hakim toplumlar hukuklarını, ekonomik yaklaşımlarını veya tüm sosyal, siyasi fikirlerini dogmatik yaklaşımlarına entegre etmekte zorlanmayan devletler kurmuşlardır. Ve o kültürü eğitime dönüştürmekte “milletin zeminini” sağlam oluşturacaktır.

Balkan savaşlarında ki dönemin bilimsel yaklaşımlarından uzak ve eskimiş bilgilerin Osmanlı İmparatorluğunun sonunu getirdiğinin farkında olan Mustafa Kemal Atatürk eğitimde her zaman en modern yaklaşımların öğrenciler ile buluşturulabileceği bir sistem kurmak istediğini açıkça belirtmiştir.

Atatürk, Bursa’da Şark Tiyatrosunda 27 Ekim 1922 akşamı yaptığı konuşmada kazandığı zaferdeki başarısının sırrını şöyle belirtmiştir. ” Hanımlar, Beyler, memleketimizin en latif, en mamur en güzel yerlerini üç buçuk sene kirli ayaklarıyla çiğneyen düşmanı mağlup eden zaferin sırrını bilir misiniz? Orduların sevk ve idaresinde ilim ve fen düsturlarını rehber ittihaz etmektedir. Mekteplerimizin, üniversitelerimizin kurulmasında aynı yolu izleyeceğiz. Evet, milletimizin siyasi, toplumsal hayatında, milletimizin fikri terbiyesinde kılavuzu ilim ve fen olacaktır.”

Atatürk’ün Cumhurbaşkanı olduğu dönemde Türkiye Cumhuriyeti Devletinin siyasi politikalarında önem arz eden ilk konu eğitim olmuştur. Aynı anda Türk halkının bu önemli konu hakkında ilgisini de Prof. Dr. Ziya Bursalıoğlu’nun bu paragrafında görebiliriz. “Kemalist eğitim politikası, kamu eğitiminin sadece ideolojik değil, mali bakımdan da beslemiştir. Eğitim giderleri uzun süre, bütçenin büyük bir kısmını oluşturmuştur. Böylece, eğitim sistemi toplumsal yenileşmede ağırlıklı bir rol oynamıştır. Kamu eğitimine halkın ilgisi arttıkça, bazı yörelerde okullar yerel girişimler ile yapılmış veya desteklenmiş”.
“Türkiye’de modernleşme hareketi asırlarca gerilere uzanır. Fakat ancak topyekün modernleşme, hayat görüşünde modernleşme kavramı ile Türkiye gerçek modernleşme yoluna girmiştir. Atatürk’ün radikalizmi, yalnız bir derece farkı değil, bir mahiyet farkı doğurmuştur”. Prof. Dr. Halil İNALCIK

Mustafa Taşpınar
Uludağ Üniversitesi Atatürkçü Düşünce Topluluğu 2022

Kaynakça;
Ankara Üniversitesi Yayınları:221;Ankara Üniversitesinin 60. Kuruluş Yılı Armağanı, Prof. Dr. Ziya Bursalıoğlu, Atatürk Dönemi Eğitim Politikası
Ankara Üniversitesi Yayınları:221;Ankara Üniversitesinin 60. Kuruluş Yılı Armağanı, Ord. Prof. Dr. Enver Ziya Karal, Atatürk ve Eğitim
Ankara Üniversitesi Yayınları:221;Ankara Üniversitesinin 60. Kuruluş Yılı Armağanı, Prof. Dr. Halil İNALCIK, Atatürk ve Türkiye’nin Modernleşmesi

Post navigation