Mert Can YILDIZ
Hayat herkes için eşit başlamıyor, eşit devam etmiyor aslına bakacak olursak eğer eşit bile bitmiyor. Olağanüstü zamanlara denk gelip bu zamanlardan sağlam bir şekilde üstüne koyarak da çıkamıyor çoğumuz. Herkes bir şeylerle sınanıyor ama çoğu kimse o sınavı ya geçemiyor ya da o sınanmadan haberi bile olmuyor. İşte bugün Türkiye Cumhuriyeti bütün bunların yaşandığı bir simülasyonlar bütünü haline geldi. Olan biten bir şey var, birileri birtakım değerlendirmelerde de bulunuyor ama kimse net fotoğrafı çekip işte yaşananlar bunlardır diyemiyor topluma. Bir şeyler söylemek için niyetlenenler ise senelerdir iki elleriyle bir işi yapamadıkları için çok da bilirkişi yerine konmuyor açıkçası.
Bunun birtakım nedenleri var tabii ki, bunları söyleyen arkadaşların söyleyiş biçimleri çok önemli, düşüncelerini temsil ederken takındıkları tavır, sergiledikleri duruş, bir ahenge sahip olmak zorunda. Az önce saydığım özellikler siyasilerde yok maalesef, bu yazı da zaten siyasi parti manifestosu değil. Bu işi yapabilecek bir meslek alanı varsa eğer o da gazeteciliktir bu çok net artık.
Gazeteciler bir milletin gözü, kulağıdır. Dünyada ve ülkede olan biten her şeyi sağlıklı bir şekilde aktarmalılar ki biz de vatandaş olarak ayağımızı yere sağlam basabilelim ama ne yazık ki Türk basınının çok az bir bölümü hariç geri kalanı kör ve sağır, tabii o da haberine göre. Benim ya da bizlerin aradığı gazeteci profili bugün Türkiye’de var ancak o profilin kendisi olan başka bir isim var: Uğur Mumcu.
Peki, Mumcu’yu profilin kendisi haline getiren etkenler neler olabilir ki? Ne demiştir ne yazmıştır da böylesine büyük bir insan olmuştur mesela. Aynı görüşten olmayan Nazlı Ilıcak gibi de sicili lekeli olan bir gazetecinin yazıları sansürlenince destek vermesi mi ya da Süleyman Demirel’in yeğeni Yahya Demirel’in yaptığı hayali ticareti ve yolsuzluklarını ortaya dökmesi mi? Laiklik karşıtı çevrelere gidip, cesurca konuşup tartışıp onları kamuoyuna tanıtması mı veya 12 Eylül yönetimi Diyanet’inin yurt dışı personelinin maaşların Suudi Arabistan merkezli radikal İslamcı bir örgüt tarafından ödendiğini topluma açıklaması mı?
Öldürülmekten korkmuyor musunuz sorusuna öldürülmekten değil karayollarından daha çok korkuyorum çünkü yüzlerce vatandaşımız ölüyor demesine mi yoksa Kürt sorunu üzerinde kararlılıkla çalışmasına mı?
24 Ocak 1993 sabahı Karlı Sokak’ta kaybettiğimiz Mumcu’yu siyasi görüş fark etmeksizin toplumun her kesiminden saygı görmesini sağlayan değerler nelerdi? Türkiye Cumhuriyetinde 1993 yılına kadar artarak devam eden karşı devrim hareketinin farkına halk neden ilk defa Mumcu’nun kaybıyla bu kadar dikkat kesildi?
Gazetecilik bugün çoğu mecrada veririz parasını yazdırırız yazısını seviyesine düşmüşken, Mumcu’nun yazdığı yazılarda doğruluğundan şüphe edilmemesinin nedenleri neydi?
Bugün ekonomide, sanatta, siyasette, kültürde bütün kurumlarıyla yokuş aşağı hızla giden güzel ülkemizin çoğunluğu elinde bulunduran omurga sahibi(!) medyasının, bunu tozpembe anlatmasının altında yatan gerekçeler Mumcu gazetecilik yaparken de yok muydu? Bitmiş miydi her devrin adamları, eli gerçekten kalem tutması gerekiyor muydu Mumcu’nun? Çıkıp diyemez miydi 12 Eylül bir devrimdir, Evren bu ülkenin demokrasisini kurtaran adamdır diye.
Rahatını bozmasa ne kaybederdi ki Allah aşkına, aman paşam canım paşam deseydi bol aydınlatmalı salonlarda devlet erkânının arkasından ayrılmasaydı, hükümetler ne söylese kafa sallasaydı ne kaybederdi?
Yapamadı Uğur Mumcu, o hukukçu oldu, düşünce adamı oldu, özgürlük savaşçısı oldu, araştırmacı gazeteci oldu, gazeteciliğin kendisi oldu.
En son gitti 24 Ocak 1993 sabahı toprak oldu.
Ama unutulmasın ki bedenler toprak olsa da fikirler bakidir.
Anısına ve mücadelesine saygıyla…
Mert Can YILDIZ

